Arşiv

‘(Özel)’ Etiketi için arşiv


Tarihi kayıtlarına göre 17. yüzyılın başlarına kadar sancak beyinin ikameti için devlet tarafından yaptırılmış belirli bir bina bulunmayan Ankara’da ilk resmi yapı, 1824 tarihinde Seyyit Mehmed Âlim Efendi’nin Hacı Halil Ağa kızı Ümmühan Hanım’dan Tulice Mahallesi’ndeki “Hacı Abdi Paşa Konağı”nı vilayet halkı adına satın almış. Böylelikle kamu malları arasına katılan konak, resmî hizmet binası olarak kullanılmaya başlanmış.

1897 yılında ise Ankara Valisi Abidin Paşa tarafından sözü edilen konağın yerine bugünkü Hükümet Konağı’nın inşa edilmesi ile bugün başkent olan Ankara devlet eli ile yapılan ilk resmi yapısına kavu şmuş. İnşa edildiği dönemde askeri talimler de yapılan bu binada uzun yıllar memleket işleri yürütülmüş. Hükümet Konağı, Kurtuluş Savaşı dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yılları için de büyük önem taşıyor.

Yunanlıların İzmir’i işgali nedeniyle Mustafa Kemal Paşa’nın 28 Mayıs 1919′da milleti mitingler yapmaya çağırması üzerine hemen ertesi gün 29 Mayıs 1919′da Ankara’da Hükümet Konağı önünde ilk miting yapılmış ve Ankaralılar Millî Mücadele’ye desteklerini ilk kez bu coşkulu mitingle ifade etmişler.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, 27 Aralık 1919′da, Ankara’ya geldiklerinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Temsiliye Heyeti üyeleri, Ulema, Seğmenler ve Ankara halkının katıldığı coşkulu bir kalabalık tarafından karşılanmış. Gölbaşı’nda karşılanan Mustafa Kemal Paşa, Dikmen sırtlarından Yenişehir – Radyoevi-Ulus Meydanı yoluyla Hükümet Konağı’na gelmiş.

Enver Behnan Şapolyo’nun, “Atatürk ve Seymen Alayı” kitabında anlattığı üzere; davullar zurnalar, halkın coşkulu tezahüratları ve Seğmenlerin zeybek oyunları ile karşılanan Mustafa Kemal Paşa, gün boyu hem halk ile kucaklaşmış hem de çok önemli toplantılar yapmış.

Mustafa Kemal Paşa, o gün Hükümet Meydanı’nda yapılan merasimin ardından, Hükümet Konağı’nda kendisi için hazırlanan odada bir süre dinlenmiş. Bu oda, Kurtuluş Savaşı yıllarında Atatürk’ün Ankara’da kullandığı ilk çalışma odası olmuş ve çok önemli kararlar burada alınmış. Bu odanın Atatürk’ün başkanlığındaki ilk bakanlar kurulu toplantısına da ev sahipliği yaptığı biliniyor.

Ankara Valiliği Hizmet Binası, 23 Nisan 1920 tarihinden itibaren TBMM hükümetinin çalışma mekânı olarak da değerlendirildi. Ankara’da bakanlıkların çalışması için yeterli yapı bulunmaması nedeniyle, dört bakanlık dışındaki bakanlıkları bünyesinde toplayan Vilayet Konağı o dönemde en önemli yönetim merkezi oldu.

BİRÇOK KEZ ONARIMDAN GEÇİRİLDİ

Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze, Ankara Valiliği Hizmet Binası olarak kullanılan bu bina, ihtiyaç duyulan zamanlarda küçük onarımlardan geçirildi. 2006 yılında ise aslına uygun olarak binanın restorasyon çalışmalarına başlandı. Uzun ve hassas bir çalışma sürecinin ardından bina yeniden hizmete açıldı.

Ulus Hükümet Meydanı’nda bulunan Ankara Valiliği Binası, Hükümet Meydanı’nın kuzeyinde yer alıyor. Ankara’nın en eski kamu binalarından biri olan Ulus’taki tarihi valilik binasının restorasyon çalışmalarına 2006 yılında başlandı. Ankara Valiliği tarafından başlatılan restorasyon projesi; TOKİ‘nin finansmanı ve denetiminde üstlenici firmanın titiz çalışmaları, Ankara İl Özel İdaresi, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün katkıları ile orijinaline uygun şekilde yürütülerek, başarı ile tamamlandı.

Tarihi binasının yeniden hizmete açılışı 27 Aralık 2009 Pazar günü gerçekleştirildi. Atatürk’ün 27 Aralık 1919′da Ankara’ya gelişinin 90. yıldönümünde yapıldı. Hükümet Konağı ve civarını kapsayan alanın eski dönemlere ait kalıntılar açısından çok zengin olduğu öteden beri biliniyor.

Bu nedenle tarihi binanın restorasyon çalışmaları devam ederken, bir yandan da binanın bahçesinde Roma Yolu kazı çalışmaları yürütüldü. Kazılarda bulunan tarihi eserler, Valilik Binası’nın önünde orijinal bir yöntem ile sergilenmeye başlandı. Türkiye’de bir ilk niteliği taşıyan bu sergileme yönteminde; kazılarda bulunan eserler açık havada, yer altında bulunan ve üzeri cam ile kaplanmış bir bölmenin içinde yer alıyor.

BİNANIN MİMARİ ÖZELLİKLERİ

Simetrik bir plan düzenlemesine sahip ve tipik bir Osmanlı Geç Dönem Mimarlık yapısı olan binaya, meydana bakan tarafından giriliyor ve üç kollu görkemli bir merdivenle üst kata çıkılıyor. Aynı plana sahip olan her iki katta da merdivenin iki yanında uzun geniş koridorlara açılan büro mekânları yerleştirildi.

Üst katta ortada, merdivenin bulunduğu bölümün tavanından aydınlatma sağlanıyor. Ayrıca koridorların herk iki ucunda, hem alt katta, hem de üst katta üçlü, mermer sütunlu ve sivri kemerli pencere düzenlemesi dikkati çekiyor. Simetrik bir anlayışla tasarlanmış yapının ön ve arka cephelerinin orta bölümü ile köşeleri dışa doğru taşırılarak cephe hareketlendirildi.

Giriş cephesinin ortasındaki basık kemerli mermer kapı ile üzerindeki sivri kemerli mermer pencere ilginç bir kompozisyon oluşturuyor. Arka cepheye ise orta ekseni vurgulamak için iki kat boyunca devam eden Ankara taşından yapılmış geniş bir silme ile çevrili kemerli bir pencere yerleştirilmiş.

Yapının dört cephesinde de kilit taşı dışa doğru taşan, basık kemerli düz silme ile çevrelenmiş pencereler yer alıyor. Yan cephelerde, koridorların ışık almalarını sağlayan sivri kemerli mermer pencere düzenlemeleri hemen dikkati çekiyor. Birinci kat ile ikinci kat arasında ve ikinci katın bitimindeki silme, yapının bütün cephelerini kuşatıyor. (CİHAN)
Kaynak : sondakika.com

Oca 1st, 2010 | Filed under Genel

Yeni doğan bebeklerde çeşitli nedenlerle görülen sarılık, tedavi edilmediği takdirde beyinde ciddi hasarlara neden oluyor. Zeka bozukluğu başta olmak üzere, sağırlık, öğrenme güçlüğü, istemsiz hareketler, spastisite ve zeka geriliği gibi etkiler görülebiliyor. Bebeklerde sarılık doğar doğmaz yapılan bir takım testlerle anlaşılabilirken özellikle gözde ve ciltteki sarı renk hastalığın habercisi olarak biliniyor. Kayseri Erciyes Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kendirci, yeni doğan bebeklerde en sık görülen klinik bulgulardan birisi olan sarılığın, tedavi edilmemesi halinde ciddi s ağlık sorunlarına neden olabileceği uyarısında bulundu.

Sarılığı, ‘vücuttaki yaşlı veya işlevsiz alyuvarların karaciğer, dalak ve kemik iliğinde parçalanması sonucunda oluşan hemoglobinin yıkım ürünlerinden bilirubin denilen maddenin kanda artması sonucu ciltte oluşturduğu bulgu’ olarak açıklayan Prof. Dr. Kendirci, bu maddenin vücuttan atılması gerektiğini söyledi.

Bu işlemden sonra hastalığın safra yoluyla bağırsaklara geçerek atılabileceğine dikkat çeken Kendirci, “Eğer altta yatan ciddi bir neden yoksa yeni doğan sarılığı, yaşamın ilk 24 saatinden sonra görülür. Zamanında doğmuş bir bebekte ilk 7 günden sonra, erken doğmuş bebeklerde ise ilk 10 günden sonra görülmez. Aksi halde uzamış sarılıktan söz edilir ve ayrıntılı incelenmesi gerekir.” dedi.

Doğum öncesi yaşamda bebeklerin alyuvarlarının oksijen taşıma kapasitelerinin daha fazla olması gerektiğinden alyuvar kitlesinin erişkin insana göre daha fazla olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kendirci, kandaki ömürlerinin de erişkinlere göre daha kısa olduğunu, dolayısıyla erişkine göre yeni doğan bebekte fazla sayıda alyuvarın daha kısa sürede parçalandığını kaydetti. Artmış bilirubin yüküne karşın yeni doğan bebeğin karaciğerinin bu yükü arındıracak kadar olgunlaşmamış olduğunu aktaran Kendirci, “Bu nedenle biliruninin kandan temizlenmesi zaman alır ve ciltte sarılık ortaya çıkar. Prematüre dediğimiz zamanından önce doğmuş bebeklerde ise yeterince olgun olmadıklarından sarılık daha sık ve daha yüksek değerlerle karşımıza çıkar. Anne sütüyle beslenen bebekler erken dönemde sararabilirler. Ancak bu durumda bebeğin temel besin kaynağı olan anne sütü kesilmemelidir. Tersine daha sık emzirilerek bebeğin sıvı ve kalori gereksinimi giderilmelidir.” şeklinde konuştu.

Konjuge olmamış bilirubinin kanda çok yüksek düzeylere eriştiğinde yeni doğan bebeğin sinir sistemi üzerinde çok ciddi kalıcı hasarlara neden olabileceğine değinen Prof. Dr. Kendirci, bilirubinin kanda çok yüksek düzeylere eriştiğinde, kan-beyin engelini aşarak yağdan zengin bir organ olan beyinde birikerek ciddi zedelenmelere yol açacağını vurguladı. Bu zedelenmelerin, etkilenmenin derecesine göre, sağırlık, öğrenme güçlüğü, istemsiz hareketler, spastisite, zeka geriliği gibi etkenlere yol açabileceği uyarısında bulunan Kendirci, “Yeni doğan sarılığı önce gözlerin beyazında ortaya çıkar, bilirubin düzeyleri arttıkça yüzde, gövdede belirgin hale gelir. Özellikle sarılık bacakların üst kısmında görülmeye başlandığında cilde basmakla kaybolmayan sarı bir renk gözleniyorsa; bu durum, bilirubinin kanda yüksek düzeylere eriştiğinin işareti olabilir. Ancak özellikle deneyimsiz anne-babaların gövdede sarılık belirgin hale geldiğinde hekimlerine başvurması gerekir. Eğer gerekli görülürse bebekten topuktan alınacak az bir miktar kanla kandaki bilirubin düzeyleri tetkik edilebilir.” açıklamasında bulundu.

AİLE’NİN YAPACAKLARI

Bebeğin anne tarafından sık sık emzirilmesi teşvik edilmeli ve anneye yardımcı olunmadır. Uzun süre beslenemeyen bebeklerin daha çok sararacağı unutulmamalıdır. Her ne kadar yeni doğan bebeklerin büyük çoğunluğunda sarılık gözleniyorsa da, bunların bir kısmı tedavi gerektirdiğinden; sarılık fark edildiğinde bebek dikkatle gözlenmeli, sarılık gövdede belirgin olduğunda bir çocuk hekimiyle temas kurulmalıdır. Özellikle emmede zayıflık, sürekli uyuma, normal hareketlerinin azalması, geç dönemde tiz sesli ağlama ve vücutta kasılma kanda bilirubinin çok artığının göstergesi olabilir. Zaman yitirmeden hekime başvurulmalıdır. (CİHAN)
Kaynak : sondakika.com

Ara 29th, 2009 | Filed under Genel

İzmir Kemeraltı Çarşısı’ndaki tarihî Hisar Camisi’ni, Bosna Hersek’teki Osmanlı eseri Mostar Köprüsü’nü tekrar ayağa kaldıran mimar Onur Özbaşbuğ restore ediyor. Özbaşbuğ, 9 Kasım 1993′te savaş sırasında yıkılan köprüyü, 2002 ile 2004 yılları arasında, aslına uygun olarak inşa etmeyi başarmıştı. Özbaşbuğ, Balkanlar’dan döndükten sonra Eskici Mimarlık Ltd.Şti.’yi kurarak, Türkiye’deki tarihî yapıları onarmaya başladı.

Çeşitli eserleri restore eden mimar Onur Özbaşbuğ, şimdi de Aydınoğulları’ndan Özdemiroğlu Yakup Bey tarafından 1596 yılında yaptırılan Hisar Camisi’ni onarıyor. Çeşitli dönemlerde çalışma yapıl an caminin 1938 yılında kubbe ve ayakları tamir edilmiş, 1976 depreminde büyük hasar gören cami, 1985′te ibadete kapatılarak ciddi bir bakımdan geçmişti. Caminin ihalesini geçen martta alan Özbaşbuğ, restorasyonu 2010 Haziran ayında tamamlayacak.

ORİJİNAL TAŞ SÜTUNLARI ÇİMENTO HARCIYLA SIVAMIŞLAR

Hisar Camisi’nin batı tarafındaki iki destek kubbesinin, 1976 depreminden sonra tekrar inşa edildiğini belirten Onur Özbaşbuğ, onarım sırasında kubbeyi taşıyan ayakların etrafına beton ve demirden destek yapıldığını söyledi. Orijinal taş sütunların etrafının böylece güçlendirilmeye çalışıldığını ifade eden Özbaşbuğ, yapının üzerinin de çimento harcıyla sıvandığını anlattı. Harcın içinde alüminyum tuzları ve silikaplar bulunduğunu hatırlatan Özbaşbuğ, bunun sonucunda yer altından gelen rutubetin, pamuk gibi çizgiler oluşturduğunu belirtti.

Rutubetten rahatsız olanların buraları mermerle kapladığına dikkat çeken mimar Özbaşbuğ, “Bu sefer rutubet, dışarı çıkamayınca daha yukarılara tırmanmış. Mihrabın özellikle güney kısmındaki alçı süslemeleri berbat etmiş. Biz bütün çimento harçlarını söktük, tuzun kaynağını kuruttuk. Camiyi tekrar ayağa kaldırıyoruz.” dedi.

Mimar Onur Özbaşbuğ ve ekibi, çalışmaya başlamadan önce harç tespiti yapmış. Caminin orijinal sıvasını Topkapı Sarayı’ndaki konservasyon laboratuvarında tahlil ettiren ekip su, kum, saman, kırmızı tuğla tozu ve kireçten harç yapmış.

Samanın, inşaatın içindeki demir gibi çatlamayı engellediğine dikkat çeken Özbaşbuğ, ihtiyaç oldukça ilaveler yapılan elektrik panolarını da söktüklerini ifade etti. Yeni bir elektrik projesi geliştirdiklerini ve TEDAŞ’a onaylattıklarını aktaran mimar, bunu Türkiye’de tek olduğundan bahsetti. Camideki bütün boyaları söktüklerini kaydeden Özbaşbuğ, “Ana kubbeye yağlı boya yapmışlar, bu orijinal değil. Altından ne renk bir boya çıkacağına bakacağız. Küçük kubbelerde, çok tatlı orijinal bir çivit mavisi bulduk. Mihrabı söktüğümüzde ise eski süslemelerini ortaya çıkardık.” şeklinde konuştu. Caminin yapıldığında süslemeleri bulunmadığını söyleyen Özbaşbuğ, konsollarının hep taştan olduğunu belirtti.

İzmir Vakıflar Bölge Müdürü Muzaffer Ataseven ise bundan önce Hisar Camisi’nin dökülen duvar ve tavanları, yağlı boya ya da sıvalarının çimentoyla kaplandığını ifade etti. Ataseven, “Şimdi profesyonel bir ekip, bu işleri tek tek, aslına uygun, kazıyarak eski hali gibi yapıyor. Çalışmalar bittiğinde, bu işlemlerin ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkacak.” ifadesini kullandı. (CİHAN)
Kaynak : sondakika.com

Ara 28th, 2009 | Filed under Genel

Tarladan sofraya ‘gıda güvenliği’ sloganıyla başlatılan iyi tarım uygulamaları (İTU) kapsamında dekar başı verilen 18 TL’lik destek kaldırıldı. Geçen yıl çıkarılan uygulamadan tarla çıkartılarak sadece sera ve bahçe destek kapsamında bırakıldı. Bahçede ise meyve ve sebzede verilen 18 liralık destek 15 liraya düşürüldü. Çiftçi, destekten yararlanmak için ciddi masraflar yaptığına dikkat çekerek konuyu mahkemeye taşıyor.

Türkiye’de Avrupa standartlarında üretim yapılması ve tarladan sofra aşamasına kadar kayıt altında tutulan tarımsal uygulamaların desteklenmesi amacıyla geçen yıl başlatılan çalışmanın çerçevesi daralt ıldı. Çiftçiye tarlada dekar başına verilen parasal destek bu yıl verilmeyecek. Çiftçiler konuyu yargıya taşımaya hazırlanıyor. Adana Çiftçiler Birliği Genel Sekreteri Mutlu Doğru, bu destekten faydalanabilmek için zorlu bir denetim sürecinden geçtiğini hatırlatarak, üreticinin ciddi yatırımlar yaptığını söyledi. Doğru, “Çiftliğinde gübre deposuyla ilaç deposunu ayrı yapması istenirken, eğer çiftlikte trafo varsa işçi güvenliği açısından etrafının telle kapatılmasını dahi içeriyor. Uygulama kapsamında ayrıca tarlaya atılan her şeyin kayıt altında tutulmasını sağlanıyor. İlaç ve gübrenin yanı sıra su ve toprak analizlerinin yapılması isteniyor. Çiftçi İyi Tarım Belgesi alabilmek için belgeyi veren kuruluşlara para ödüyor. Denetçiler gelip çiftlikte arazilerde yaptığı incelemelerde onay verirse çiftçi bu desteklerden yararlanabiliyordu.” şeklinde üreticinin yaşadığı süreci anlattı. Çiftçinin bu belgeyi alabilmek için ciddi masraf yaptığını anlatan Doğru, “İyi tarım uygulaması geçen yıl çıktı. Tarla ve bahçe de dekara 18 TL verilecekti. Bu bir tebliğle açıklandı. Bu sene yeni bir tebliğle sadece sera ve bahçe de verileceği duyuruldu. Tarlada kalktı. Bahçede ise meyve ve sebzede verilen 18 liralık destek 15 liraya düşürüldü. Bu uygulamanın meraların dahi iyi tarım kapsamında gösterilmesi gibi suiistimaller nedeniyle kalktığını düşünüyoruz.” şeklinde konuştu. Doğru, bu desteğin Türkiye’de AB standartlarında üretim yapan çiftçiden esirgenmemesi gerektiğini dile getirdi. AB’ye giriş süresince bu uygulamalara zaten geçilmesi gerektiğine işaret eden Doğru, “AB’deki bütün işletmelerde iyi tarım uygulaması belgeleri var. Her şey kayıt altına alınıyor. Ne kadar gübre kullandığı, ne kadar ilaç atıldığı biliniyor. Hepsi analizden geçiyor. Türkiye’de bu desteğin bir kaç yıl sürmesi gerekiyor. Eğer bu uygulamada bir suiistimal varsa çiftçi cezalandırılmamalı. Belge veren kuruluşları çok iyi denetlemeli. Tarım Bakanlığı’nda İyİ Tarım Daire Başkanlığı, çok iyi denetim yapmalı. Belge veren kuruluşlar da bir suiistimale rastlanırsa en ufak bir yanlışta da belge verme yetkisini iptal etmeli. Çiftçiyi cezalandıracağımıza denetleyen firmayı yasaklamak lazım.” şeklinde konuştu.

Seyhan Ziraat Odası Başkanı Süleyman Girmen ise desteğin önce 20 TL sonra da 18 TL’ye düşürüldüğünü belirterek “En son değişiklikle destek 15 TL’ye düşürülmüş. Bu desteğin iyi tarımı teşvik için biraz daha sürmesi gerekiyordu. Çiftçilerimizin iyi tarım yapması için bu destek önemli.” dedi. Çiftçilerin ise iyi tarımı, para desteği için yapmaması gerektiğine dikkat çeken Girmen, “İyi tarım yapmak için biraz emek gerekiyor. Üreticinin ürettiğini a’dan z’ye kayıt altına alınmasını kapsıyor. Çevre ve insan sağlığı açısından yapılması gerekenler iyi tarımla yapılıyor. Dekar başına verilen bu teşvik devam etmeli.”

ÇİFTÇİYE VERİLEN BAZI DESTEKLER

Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı çiftçilerden İyi Tarım Uygulamaları yapan meyve sebze üreten üreticilere dekara 15 TL destekleme ödemesi yapılıyor. Örtü altında iyi tarım uygulamaları yapan ÇKS’ye kayıtlı, meyve sebze üreten üreticilere dekara 75TL. Bambus arısı kullanımı desteği koloni başına 50 TL. Tarımsal Danışmanlık hizmeti alan üreticilere yıllık 225 TL, virüsten ari sertifikalı meyve fidanı ile bahçe tesis eden üreticilere dekara 180 TL, narenciye, yarı bodur ve tam bodur meyve fidanı ile bahçe tesis eden üreticilere ve narenciye bahçelerinde aşılama ile çeşit değiştiren üreticilere dekara 135 TL, Zeytin ( Gemlik hariç) fidanı ile bahçe tesis eden üreticilere dekara 90 TL, Diğer meyve türleri ile bahçe ve bağ tesis eden üreticilere dekara 108 TL, Sertifikalı Antepfıstığı anacı ile bahçe tesis eden üreticilere dekara 27 TL, ÇKS’ye kayıtlı yaş meyve sebze, fide, fidancılık ve çay üretimi yapan üreticilere mazot-gübre desteği olarak dekara 6.75 TL, Süs bitkileri üretimi yapan üreticilere mazot-gübre desteği dekara 4.5 TL, Toprak analizi yaptıranlara dekara 2.25 TL destekleme ödemesinin yanı sıra iyi tarım uygulamaları yapan üreticilerin sertifika ve laboratuar analiz giderlerinin yüzde 50′sinin destek olarak üreticiye ödeme yapılması.

(CİHAN)
Kaynak : sondakika.com

Ara 28th, 2009 | Filed under Genel

28.12.2009- 14. Türkiye Zeka Oyunları Yarışması, Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Zeka Vakfı tarafından Ankara’da düzenlendi. Her yaştaki insanın düşünme, mantık yürütme ve problem çözme alışkanlıklarını ve yeteneklerini geliştirmeye katkıda bulunmak amacıyla düzenlenen yarışmanın üç aşamasında, seçkin okullardan binlerce öğrenci ter döktü.

Türkiye Zeka Vakfı’nda yapılan final kısmında ise 14 yaş altı grubunda Bornova Özel Yamanlar İlköğretim Okulu öğrencisi A.Kağan Başkaya Türkiye birincisi, Karşıyaka Özel Yamanlar İlköğretim Okulu öğrencisi Emre Girgin de ikincisi oldu. Başarılı öğrenciler, ödüller ini Vakıf Başkanı Emrehan Halıcı’dan aldı.

Özel Yamanlar Eğitim Kurumları Genel Müdürü Sebahattin Kasap, “Öğrencilerimizin ulusal ve uluslararası yarışmalarda kazandığı başarıların yanında, Türkiye Zeka Oyunları Yarışması’ndan da altın madalyayla dönmesinden, İzmir adına gurur duyuyoruz.” dedi. (CİHAN)
Kaynak : sondakika.com

Ara 28th, 2009 | Filed under Genel

Diyarbakır’da başta eğitim olmak üzere, sosyal, kültürel ve sportif alanda birçok başarıya imza atan Özel Nil Koleji, öğrencilerinin yanı sıra anne-babalarını da eğitiyor.

‘Anne-Baba Okulu’ eğitim semineri düzenleyen Özel Nil Koleji, öğrencilerinin başarısını artırmak için velileri de eğitimden geçiriyor.

Okulun konferans salonunda düzenlenen seminerde Psikolog Ferhat Çelik, ebeveynlere ‘çocuk gelişimi’ konusunda önemli bilgiler verdi. Salonu dolduran anne-babalara seslenen Ferhat Çelik, ebeveynin çocuk eğitiminde rol model olduğunun altını çizdi. Güncel hayattan kesitlerin anlatıldığı seminerde veliler, merak ettikleri sorula ra yanıt buldu.

Özel Nil Koleji Müdürü Abdullah Dağıstan, seminerin dört hafta süreceğini belirtti. Son seminerde yapacakları sınavın ardından velilere kitaplar hediye edeceklerini anlatan Dağıstan, çocuk gelişimine katkı yapılmasını anlatan kitapları anne-babalara dağıtacaklarını aktardı.

Ebeveynlere ilk semineri veren Psikolog Ferhat Çelik, öğrenmeye hevesli topluluğa birikimlerini aktardığını belirterek, “Bu çok keyif vericiydi. Buluşma benim için de kıvanç vericiydi.” dedi. Psikolog Çelik, ardından kitaplarını alan okurlarına imza verdi.

(CİHAN)
Kaynak : sondakika.com

Ara 16th, 2009 | Filed under Genel


Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından daha önce 17 dile çevrilen Mevlana‘nın ünlü eseri Mesnevi, Çince, Kazakça ve Yunancaya tercüme edildi. Baskıya verilen Mesnevi, bundan böyle 20 ayrı dilde okunabilecek.

Konya Büyükşehir Belediyesi, önemli bir kültür hizmetine imza attı. Hz. Mevlana‘nın Mesnevisi’nin Kazakça, Çince ve Yunanca tercümesini tamamladı. Daha önce aralarında Hıristiyan dünyasının ruhani lideri Papa’nın da bulunduğu birçok isme gönderilen Mesnevi’nin Korece ve Azericeye çevirisi için de çalışmalar sürüyor.

Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve dışişleri bakanlığının yabancı ülke liderlerine ve bürokratlarına hediye ettiği eserler arasında başı çeken Mesnevi, artık dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’de de okunabilecek.

Büyükşehir Belediye Başkanlığı, ilk olarak orijinali Farsça olan eserin aynı dilde yeni baskısını yaptı. Belediye daha sonra eserin Türkçe, Urduca, Fransızca, Türkmence, İspanyolca, İngilizce, Arapça, Almanca, İtalyanca, Arnavutça, İsveçce, Japonca, Boşnakca, Flemenkçenin yanı sıra Kazakça, Özbekçe, Tacikçe, Yunanca ve Çince tercümelerini de bastırdı. İlk defa baskısı yapılan Çince, Kazakça ve Yunanca Mesneviler 17 Aralık’taki Mevlana‘nın 736′ıncı vuslat yıldönümü törenlerine hazır olacak.

Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, doğumunun üzerinden 800 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen Mevlana‘nın bugün hala ilgi odağı olmaya devam ettiğine dikkat çekti. Başta eserleri olmak üzere Mevlana ile ilgili yazılan her kitabın özellikle Avrupa’da en çok okunanlar arasına girdiğini belirtti. Büyükşehir Belediyesi olarak Mesnevi’yi dünyanın en çok konuşulan dillerine çevirmeyi sürdürdüklerini anlatan Akyürek, “Bugüne kadar Mesnevi’nin 17 dilde basımını tamamlamıştık. Şu anda Çince, Yunanca ve Kazakça tercümeleri de tamamlanarak basımına başlandı. Korece ve Azerbaycan Türkçesiyle Mesnevi tercüme çalışmalarımız sürüyor.” diye konuştu.

DÜNYA LİDERLERİ MESNEVİ İLE TANIŞTI

Hz. Mevlana‘nın eseri bugüne kadar birçok devlet adamına hediye edildi. Mesnevi’yi kolayca taşınabilecek boyutta bastırdıklarını dile getiren Başkan Akyürek şu değerlendirmelerde bulundu: “Basımını yaptığımız Mesnevi’ler başbakanlık, cumhurbaşkanlığı ve dışişleri bakanlığı tarafından yabancı misafirlere hediye ediliyor. Bu nedenle Mesnevi, devletlerarası görüşmelerde de önemli bir hediye haline geldi. Ayrıca kentimize gelen yabancı üst düzey konuklarımıza da hediye ediyoruz. Bugüne kadar Japonya kralından, İspanya kraliçesine, Papa 16. Benediktus‘a ve Teknik Direktör Christoph Daum‘a kadar dünyanın tanıdığı çok sayıda kişiye hediye olarak gönderdik.” (CİHAN)
Kaynak : sondakika.com

Ara 14th, 2009 | Filed under Genel

Özel Konya Farabi Hastanesi Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar, kış aylarının vazgeçilmez meyvelerinden olan narın, grip başta olmak üzere kolestrol, tansiyon, ishal gibi birçok hastalığa yakalanma riskini en aza indirdiğini bildirdi. Acar, yorgunluğu gideren narın kansere neden olan serbest radikallerle savaşan koruyucu bir etki gösterdiğini söyledi.

Narın eski dönemlerden beri pek çok hastalıkta bitkisel tedavi yöntemi olarak kullanıldığını belirten Farabi Hastanesi Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar, “Nar, C, B1 ve B2 vitaminleri ve potasyum bakımından çok zengindir. Ayrıca bağışıklı sistemini kuvvetlendirecek antosiyanlar ve flavonoitler içerir. 100 gram narın içersinde, 259 miligram potasyum, 63 kalori, 8 miligram C, binde 3 de B2 vitamini bulunuyor. 1 su bardağı nar suyu günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 25′ini karşılar. Gün içinde tüketilen bu meyve, yorgunluğumuzun giderilmesinde de büyük rol oynar.” ifadesini kullandı.

GRİBE BİRE BİR

“Gribal enfeksiyonlar virüslerin neden olduğu hastalıklardır” diyen Hilal Acar, “Nar, içerdiği antioksidanlar sayesinde gribe neden olan virüsleri zararsız hale getirmeye yardımcı olmaktadır. Bakteri kaynaklı enfeksiyonlara karşıda koruyucu etkisi kanıtlanmıştır. Antioksidan etkisi yeşil çay, portakal gibi besinlerden üç kat daha fazladır. Gripten korunmak için tablet şeklinde vitamin almak yerine nar yiyerek daha fazla antioksidan madde ve C vitamini sağlamış oluruz. Bu şekilde kansere neden serbest radikallere karşı bizi koruyacak bir silah görevini de üstlenmektedir.” şeklinde konuştu.

ZAHMETİNİ DEĞİL SAĞLIĞINIZI DÜŞÜNÜN

Narı yemesinin zahmetli olduğunu, ancak sağlığa olan faydaları düşünülerek tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Farabi Hastanesi Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar, “Narı meyve olarak tüketebileceğimiz gibi suyunu sıkıp içmekte sağlık açısından oldukça faydalıdır. Suyunu sıkarken zar kısmındaki faydalı bileşiklerin de suyuna geçerek antioksidan etkisini artırmış oluruz. Narın tanelerini tatlılarda, kompostolarda kullanarak yiyeceklerimize lezzet katmış olduğumuz gibi, nar ekşisi olarak sos şeklinde salatalarda kullanırsak bağışıklık sistemimizi daha fazla kuvvetlendirmiş oluruz.” dedi. (CİHAN)
Kaynak : sondakika.com

Ara 13th, 2009 | Filed under Genel
Etiketler: , , , , ,

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak, internet bağımlılığında ailenin çocukla ilişkisinin önemli olduğunu söyledi. Çocuğun, anne-baba ve okuldan, “İlgilenme, önem verilme, kabul etme, sorumluluk yükleme” gibi davranışları beklediğini hatırlatan Yeşilyaprak, çevrede bu beklentileri karşılanmayan çocuğun internet üzerindeki sanal dünyada arayışlara girdiğini kaydetti. Ailede ve okulda çocuklara ‘önem verilmesi’ ve bir takım sosyal aktivitelerle ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğine işaret eden Yeşilyaprak, aksi takdirde daha heyecanlı olan intera ktif ortamda küçüklerin ‘kendini kanıtlama, var olma’ gibi sağlıksız yöntemlere sığınabileceklerini ifade etti.

Gerçek dünyada ‘sevgi ve ilgi’ gibi en temel gereksinimleri karşılanmayan çocuğun kurduğu ‘sanal dünyada’ bir takım sapmalara yönelebileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak, bilinçli internet kullanımında anne-babalara büyük görevler düştüğünü anlattı. ‘Dürtü kontrolünü’ sağlıklı oluşturamayan bireylerin bir takım alışkanlıkları ‘bağımlı’ hale getirdiğini açıklayan Yeşilyaprak, şunları söyledi:

“Küçüklerin içsel kontrolü geliştirilmelidir. Kendi denetimini sağlamalıdır. Çocukların sorumlulukları olması, sonuçlarına katlanması için fırsat tanınmalıdır. Sürekli dıştan bir kontrol yerine ona bu ortam verilmelidir. Dıştan yapılan yasaklamalar onda aşarı bir istek doğuruyor. Onun için küçüklere kendi sorumluluğunu alması ve olumsuz sonuçlarını değerlendirme şansı sunulmalıdır. Zaten eğitimin temel amacı da kişinin kendisini tanıması ve kontrolünü sağlayabilmesidir.”

Türkiye gibi ‘otoriter’ toplumlarda insanların denetim sırasında kurallara uyduğunu belirten Yeşilyaprak, buna örnek olarak polisin olmadığı yerde sürücülerin trafik kurallarını ihlal etmelerini gösterdi. Milli Eğitim Bakanlığı‘nın “İlköğretim Öğrencilerinde İnternet Bilincini Geliştirme Projesi’nde” danışmanlık yapan Prof. Dr. Yeşilyaprak, küçük yaştan itibaren çocuğa ‘kendi kendini kontrol etme’ güdüsünün geliştirilmesi gerektiğini hatırlattı.

İnternet bağımlılığının da ‘dürtü kontrolüne’ dayandığını belirten Yeşilyaprak, alkol, uyuşturucu, sigara gibi bağımlılıkların temelinde de aynı nedenin yattığını söyledi. İnternet kafelerin de en az diğer eğlence mekanları kadar denetlenmesini isteyen Yeşilyaprak, internet kullanımının insan hayatında önemli bir fırsat; bilinçli kullanılmadığında ise ciddi bir ‘tehdit’ oluşturduğunu dile getirdi. İnternetin yaşamdaki haberleşme, öğrenme, bilgiye ulaşma, bankaya gitme, alışveriş yapma, boş zaman aktiviteleri ve iletişim alışkanlıklarını değiştirdiğini aktaran Yeşilyaprak, artık internetin mektup, gazete, kütüphane, sözlük, kitap ve sinema gibi birçok olguyu insan hayatından çıkardığını kaydetti. İnsan-makine ilişkisine dayalı, bağımlılıkla vücuda herhangi bir kimyasal madde alınmadığına dikkat çeken Yeşilyaprak, fakat diğer bağımlılıklara benzeyen ‘dikkat çekme, tolerans, geri çekilme, titreme, çatışma, nüksetme, duygu durum değişikliği’ gibi bileşenler taşıdığına işaret etti. Yeşilyaprak, şahsın özgür iradesiyle başlayıp, zamanla bu özerkliği kaybolan internet bağımlılarının belirtilerini “Kişi kendini işine vermiyorsa, internetle ilgili hayaller kuruyorsa, eve geldiğinde ilk iş bilgisayarın başına geçmekse, gerçek ilişkiler yerine sanal olanı tercih ediyorsa.” diye sıraladı. Yapılan psikiyatrik araştırmalarda internet bağımlılarında kumarınkine benzeyen kimyasal değişiklikler görüldüğünü bildiren Yeşilyaprak, şu bilgileri verdi: “Bu kişiler gerçek dostlardan uzaklaşarak sanal dostları ile birlikte yeni bir yaşam kuruyorlar. İnternet bize hem zaman kazandırıyor, hem de zaman hırsızı gibi saatlerimizi çalıyor. Biz önceliklerimizi belirleyip hedefe ulaşmada çok önemli bir araç olan interneti doğru kullanmalıyız. Aksi takdirde internete köle oluruz.”

Ebeveynlerin ve öğretmenlerin çocuğun internet ortamında ne kadar kaldığını takip etmelerini isteyen Yeşiltepe, saplantılı internet kullanımının öfke, depresyon, özgüven gibi başka sorunlara yol açtığının altını çizdi. İnternet kullanımının yasaklanması yerine belli kurallara bağlanmasını öneren Yeşilyaprak, bilgisayarın çocuğun odasına değil, evdeki ortak kullanım alanına konulmasını önerdi. (CİHAN)
Kaynak : sondakika.com

Ara 13th, 2009 | Filed under Genel

Türkiye’de yasa gereği özürlü çalıştırmak zorunda olan özel sektör, istihdam yerine ceza ödemeyi tercih ediliyor. Özel sektörün özürlü çalıştırmak yerine ödediği cezadan İş-Kur’da 14 milyon TL birikti. Birçok özel şirket ise cezai müeyyideden kurtulmak için özürlülerin sadece sigortasını yatırıp çalışıyor gösteriyor.

1475 sayılı İş Kanunu’na göre 50 ve daha fazla işçi çalıştıran işverenlerin işletmelerinde yüzde 3 oranında sakat kimseyi mesleki beden ve ruhi durumuna uygun işlerde çalıştırmak zorunda. Ancak ne kamu kuruluşları ne de özel sektör bu yasaya uymuyor. Özellikle şirketler engelli çalıştırmak yerine a ylık bin 950 lira ceza ödemeyi tercih ediyor. Bazı şirketler ise cezai işlemden kurtulmak için sadece özürlülerin sigortasını yapıyor.

Tüm Engelliler ve Aileleri Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı İlimdar Boztaş, özel sektörün engeli istihdamından kaçındığını söyledi. Birçok kuruluşun engellilerin sadece sigortasını yaptığını, maaş ödemediğini doğrulayan Boztaş, bu konuda başbakandan yardım istediklerini açıkladı. Birçok şirketin ise özürlü istihdamı yerine aylık bin 950 TL ceza ödemeyi kabul ettiğinin altını çizen Boztaş, “Bugüne kadar özel sektörde istihdam zorunluluğu olan firmalara 14 milyon lira ceza kesildi. Birçok firma özürlü istihdam etmek yerine cezayı tercih ediyor. Yasaya meydan okuyorlar. Hâlbuki bir özürlüyü istihdam etse sigorta ve maaş olarak en fazla bin 500 TL ödeyecek. 30′dan fazla engelli çalıştıranların primini ise hazine ödüyor. Her ay 450 TL kar edecek. Ancak buna yanaşmıyorlar. Sorunu geçtiğimiz günlerde yaptığımız şuraya katılan Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan‘a anlattık. Bu konuda ciddi adımlar atılacak.”

KAMU KURULUŞLARI DA İSTİHDAM ETMEK İSTEMİYOR

Genel Başkan İlimdar Boztaş, sadece özel sektörün değil kamunun da özürlü çalıştırmaya yanaşmadığını söyledi. Türkiye genelinde kamu kurumlarında 38 bin 192 özürlü kadrosunun boş olduğunu anlatan Boztaş, geçtiğimiz aylarda yapılan özürlüler şurasında bu durumu başbakana anlattıklarını bildirdi. Kamudaki boş kadronun doldurulmasını başbakandan istediklerini anlatan Başkan Boztaş, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Örneğin Ziraat Bankası engelli çalıştırmamış bugüne kadar. Bunu görüntü kirliliği olarak düşünüyor. Bu acı bir tablo. Böyle kurumlara karşı şurada bir dizi radikal kararlar aldık. Bir genel müdür kurumunda özür atamasını yapmıyorsa disiplin suçu işlemiş sayılsın. Derece alamasın. Mükâfatlandırılmasın. Cezai yaptırım müdüre yapılırsa hiçbir kadro boş kalmaz. Bunu başbakana ilettik. Bunun neticesini bekliyoruz. Küçük esnaf da buna yaklaşmıyor.”

HER ÖZÜRLÜNÜN SİGORTASI HAZİNEDEN

Tüm Engelliler ve Aileleri Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Boztaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptıkları görüşmede engellilerin istihdamıyla ilgili yeni düzenleme talep ettiklerini de dile getirdi. Yapılmasını istedikleri düzenleme ile ilgili bilgi veren Boztaş, “Firma, kaç engelli personel çalıştırırsa çalıştırsın kota zorunluluğunu kaldıralım. Her engellinin sigortasını hazine karşılasın. O özürlü personel ucuza mal olduğu için özel sektörü teşvik eder. Hükümetten bu konuda cevap bekliyoruz.” diye konuştu. (CİHAN)
Kaynak : sondakika.com

Ara 13th, 2009 | Filed under Genel
H2o Mop X5 - medyum - dizi izle - 2 Kişilik Oyunlar - Göğüs Büyütücü